Yazar / Ghidaa Abu Khiran
Psikoloji eğitimime başladığımdan beri, öğrendiğim teori, çalışma ve araştırmaları günlük hayatımdaki pek çok duruma uyarlamaya çalışıyorum. Facebook, Twitter, Instagram ve benzeri platformlarda hesapları olan bir sosyal medya kullanıcısı olarak, bireylerin bu platformlarla etkileşim kurma biçimlerinde zihnin rolü ve insan davranışları üzerine sıkça düşünüyorum.
Bu platformları kullanan pek çok kişi, bilinçdışı süreçlerin, düşüncenin, duyguların ve algının; gönderi yazmaktan veya paylaşmaktan, başkalarının paylaşımlarını beğenmeye ya da sessizce takip etmeye kadar, sosyal medyayı kullanma biçimlerinde büyük rol oynadığını göz ardı etmektedir.
Birçok araştırma ve çalışma, bireylerin sosyal medyada farklı şekillerde katılım göstermesinin ardındaki bazı nedenleri ortaya koymuştur. Bunların başında; benlik güçlendirme, kişisel kimlik, aidiyet duygusu, sosyal bağ kurma ve faydalı, etkili içerik üretme gibi bireysel psikolojik ihtiyaçlar gelmektedir. Peki, düşünme biçimimiz bu platformlarda gördüğümüz haberler ve paylaşımlarla etkileşimimizi nasıl etkiler?
İnsan zihni, günlük yaşamda karşılaştığı durumlara nasıl tepki vereceğini belirleyen pek çok dış uyarandan etkilenir. Facebook ve benzeri platformlarda haberleri ve hikâyeleri paylaşmamıza yol açan bu uyarıcıları zihnimizin nasıl işlediğini daha iyi anlamak için Daniel Kahneman’ın Hızlı ve Yavaş Düşünme adlı kitabı oldukça faydalı bir kaynaktır.
Kahneman’a göre insan zihni iki farklı düşünme sistemiyle çalışır: hızlı sistem ve yavaş sistem. Hızlı sistem, sezgisel ve bilinçdışı gözlemlerle, yani doğuştan gelen temel becerilerle ilgilenir. Yavaş sistem ise bilinçli ve mantıksal düşünceyi kapsar ve büyük ölçüde yaşam deneyimleriyle kazanılan becerilere dayanır. Hızlı sistem otomatik olarak devreye girerken, yavaş sistem yoğun dikkat ve odaklanma gerektirir.
Bu iki sisteme bağlı olarak zihnin iki bilişsel durumu vardır. Bunlardan ilki Kahneman’ın bilişsel kolaylık olarak adlandırdığı durumdur. Bu, zihnin her şeyin yolunda gittiğini hissettiği, tehdit veya özel dikkat gerektiren bir durumun olmadığı haldir. Bu durumda hızlı sistem aktiftir, yavaş sistem ise pasif konumdadır.
Sosyal medyayı kullanma biçimimize baktığımızda; paylaşımlar ve haberler arasında hızlıca gezinme, büyük ya da küçük ekranlarda dikkatsizce kaydırma yaptığımızı görürüz. Çoğu zaman rahat ve gevşemiş bir durumdayız. Tartışmaya girsek veya yorum yazsak bile bunu fazla çaba gerektirmeyen, kolay bir süreç olarak algılarız. Bu durum; kültürel, tıbbi ya da magazin haberlerinde, siyasi haberlere kıyasla daha belirgindir.
Bilişsel kolaylığa katkı sağlayan ve bir haberi paylaşıp paylaşmamamızı etkileyen birçok faktör vardır. Okuduğumuz içeriğin netliği ve anlaşılabilirliği, bilgilerin tekrarı ve kendi düşüncelerimizle örtüşen haberlerle karşılaşmamız, bizde bir kesinlik hissi yaratır. Dünya ve içinde olup bitenler bize mantıklı görünür; bu da rahatlık, kolaylık ve iyi bir ruh hali sağlar.
Bu tür haberler bilişsel kolaylığı artırır ve hızlı düşünme sistemini etkin bir şekilde harekete geçirir.
Şu iki seçenekten birini seçmeniz istenseydi:
Adolf Hitler 1892 yılında doğdu | Adolf Hitler 1887 yılında doğdu
Kahneman’ın araştırmalarına göre, insanların çoğu ilk cümleyi tercih etmektedir. Kalın ve net yazımın seçim üzerinde etkili olduğu açıktır.
Bu sonucu sosyal medyada haber paylaşımına uyarladığımızda, son dakika haberlerinin benzer bir etkiye sahip olduğunu görürüz. Daha fazla dikkat çekmeleri ve kısa, net cümlelerle sunulmaları nedeniyle insanlar bu tür haberleri daha çok paylaşma eğilimindedir.
Basit bir dille yazılmış haberler, daha kolay analiz edilir ve anlaşılır. Bu da onları paylaşmaya daha elverişli hale getirir. Hızlı düşünme sistemini harekete geçirir ve paylaşmaya değer olup olmadığını değerlendirmek için fazla zaman veya çaba gerektirmez.
Birine krallar ve sultanlar hakkında hikâyeler anlattıktan sonra şu kelimeyi tamamlamasını isterseniz: “_sar”, büyük ihtimalle “saray” diyecektir. Ancak başka birine firavunlar ve Mısır medeniyeti hakkında konuşup aynı kelimeyi tamamlattığınızda, “Mısır” cevabını vermesi muhtemeldir. Burada anlattığınız hikâye, verilen kararı etkilemiştir.
Psikolojide bu durum hazırlama etkisi (priming effect) olarak adlandırılır. Önceki deneyimlere bağlı olarak belirli bir uyarana karşı duyarlılık artar. Kişileri bilinçdışı şekilde yönlendirmiş ve önceki bağlama dayanarak belirli bir sonuca ulaşmalarını sağlamış olursunuz.
Bu kavramı sosyal medyaya uyarladığımızda, soru sormanın düşünmeyi benzer şekilde tetiklediğini söyleyebilir miyiz?
Soru sormak, genellikle daha fazla yorum, tartışma ve hatta paylaşım ile ilişkilidir. Bir haberin altına soru eklemek, bireyi kimliğini ifade etme, aidiyet hissetme ve değerli içerik üretme gibi psikolojik nedenlerle yorum yapmaya veya paylaşmaya teşvik eder. Örneğin bir siyasi partiyle ilgili haber paylaşıp “Bu partinin yaptığını destekliyor musunuz?” sorusunu eklemek, etkileşimi artırır.
Bilişsel kolaylığın tam tersine, bilişsel gerilim yavaş düşünme sistemine dayanır. Bu sistem, bireylerin hata yapmaktan kaçınmak için bilinçli ve mantıklı değerlendirmeler yaptığı bir süreçtir. Ancak daha fazla zaman, çaba ve odaklanma gerektirir.
Sosyal medyada bilişsel gerilim; karmaşık, analiz edilmesi zor haberlerle ortaya çıkar. Pek çok kullanıcı bu tür içerikleri hızla geçer ve hızlı düşünme sistemine yönelir. Yavaş düşünme sistemini devreye sokup haberi okumayı, analiz etmeyi ve anlamayı seçenler ise, paylaşmak yerine yorum yapmaya daha yatkın olabilir.
Sonuç olarak, sosyal medyada bireylerin haberlerle etkileşim biçimini etkileyen pek çok unsur vardır: estetik görseller, basit ifadeler, büyük yazı tipi ve soru sormak gibi. Bu unsurlar dikkat çeker ve bilinçdışı düşünceyi harekete geçirerek paylaşım ya da yorum yapmayı teşvik eder. Burada, çekicilik ve etki arasındaki kadim birlikteliği görüyoruz.

